Ana içeriğe atla

"Taşralı'ya Şiir"



Aytmatov'un romanlarında anlattığı o uçsuz bucaksız bozkırlarda yaşayan bir taşralısın, 
Katı, soğuk, sessiz..
O bozkırlar uzak, çok uzak...
Sende uzaksın, yıldızlar kadar...

Benim gözlerimde ağu
Senin gönlünde mühür
Gözlerimdeki ağu gönlündeki mührü çözmeye yetmiyor, ah yetmiyor...

Ben şehirli bir kız ince, naif, hassas,
Sen taşralı bir dağ, 
Demirden; derininde 
Ateşten, lavdan, volkandan...

Ben bahardan, çiçekten, yağmurdan, sudan
Sen kupkuru güzden, kıştan, kardan... 
Ben beyaz,
Sen siyah. 
Ben gün,  
Sen gece. 

Benim içimde kuşlar öter, 
Senin yüzün gülmek bilmez.
Yüzün görsem, bende yeller eser, fırtınalar kopar, şimşekler çakar, 
Sende yaprak oynamaz. 

Sen nicedir böyle yakarsın benim deli gönlümü 
Bunu ne bilirsin, ne de umrun olur Taşralı...
Bilemedim nedir sende olan 
Olmazı oldurdun sen taşralı...

(No:3 2016)



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÖLGEDE KALAN YAZITLAR: YENİSEY YAZITLARI

GÖLGEDE KALAN YAZITLAR: YENİSEY YAZITLARI Yenisey Yazıtları kavramı ile daha çok, bugünkü Tuva ve Hakasya sınırları içerisinde ele geçirilmiş yazıtlar anlaşılmaktadır. Yenisey Yazıtlarının tarihi belli değildir fakat günümüzde bilim adamları onların tarihini 8-9. Yüzyıllara ait olduğundan emindir. Yazıt metinlerinden, ne yazık ki, onların hangi etnik gruba, devlete veya siyasi oluşuma ait olduğu hakkında yeterli bilgi elde edilememektedir ( Kormuşin 2017: 11). Türkiye’de mezkûr yazıtlar üzerine en kapsamlı çalışmalar       -Hüseyin Namık Orkun’un Eski Türk Yazıtları adlı eseri dışında- Prof. Dr. Erhan Aydın tarafından yazılan Sibirya’da Türk İzleri: Yenisey Yazıtları ve İgor Kormuşin tarafından yazılıp Rysbek Alimov tarafından Türkiye Türkçesine çevrilen Yenisey Eski Türk Mezar Yazıtları adlı eserlerdir. Aydın, eserinde verdiği bilgiye göre yazıtların bulunması 1675 yılında Nicolaie Milescu, Rus çarı Aleksi Mihayloviç’in elçisi olarak Çin imp...

"Burçak Tarlası"

Merhabalar dostlar APT’nin değerli okurları, ilk paylaşımımızı siz değerli okurlarımıza sunmanın tatlı heyecanı içerisindeyiz. Kendi sözümüzü fazla uzatmadan sizleri nostalji kuşağının herkese hoş gelen o ezgili türkülerinden birinin hikayesine götürmek istiyoruz, türkümüzün adı "Burçak Tarlası"... Türk Kültürü’nün aynasıdır türküler. Toplumun sosyoekonomik yaşamından izler taşır. Türkülerde toplumun yaşamını, yaşanmışlığını, kültürünü birebir bulabilirsiniz. Aşk, ölüm, gurbet, sıla, ayrılık, kavuşma, acı, sevinç, velhasıl insanın içindeki her şey türkülerdedir. Anadolu insanının geçim kaynağı tarım, tüm yaşamına etki ettiği gibi türkülerine de yansımıştır. Tarımın yaşam kaynağı olduğu bu topraklarda, türkülerde tarımın yer almaması zaten düşünülemez. Türkülerin bir hikayesi, üzerine sinen bir yaşanmışlığı vardır. Ünlü halk ozanı merhum Özay Gönlüm “Türkü dediğin yüzyıllardır halk dilinde dizile dizile, saz telinde süzüle süzüle gelir. Bir olay olur halk onu içinde oldurur...

"Uyanış"

Kavgaların en büyüğü bende, Renklerin soluşuna şahitlerdenim. Bağ evlerinde, apartman köşelerinde, Çocukluğumu bir solukta içenlerdenim. Sözgelimi ıssız bir an içinden, Büsbütün değil parça parça ucundan, Onca yılın öcünden, acısından, Derdin devasını sezenlerdenim, Sezip de gezmek lazımken zamanı Yıkılıp viran eyler gönülü canı Gömülü, toprak altında bir anı Çıkarıp da diriltmek isteyenlerdenim. Sır battı çamura, çamura battı sır  Yarısı dışında yara, yarısı içinde sır Duvarlara yazılır yaralar oldu sır Sırları ser gibi geçenlerdenim Yazmak zaman ötesinde bir hayata Merhaba şiirler demek merhaba! Gönül körükler, ateşler kalkar ayağa Kalkıp da İbrahim ateşine gidenlerdenim. Yıllar geçer de unutulur şiirler Eksik gedik hayatlara boğulur şiirler Hep de diplerden çıkar şiirler  Cevherler arasında gezenlerdenim. Kavgaların en büyüğü bende! Aynalar kırılsa bire bin olacak Düşman elinde kalem, kalem bende. Yazdık...